11 Temmuz: Aziz Benediktus, Başkeşiş – Anma Günü
(c. 480 – c. 547)
Avrupa’nın, keşişlerin ve dini tarikatların, mimarların, ölmekte olanların, mağara kâşiflerinin, okul çocuklarının, tarım işçilerinin, inşaat mühendislerinin ve bakırcıların koruyucu azizi
Yılancık hastalığı, ateş, safra taşları, iltihaplı hastalıklar, böbrek hastalıkları, Kurdeşen, zehirlenme, ayartılar ve büyücülüğe karşı dua ile başvurulur.
Papa III. Honorius tarafından 1220 yılında aziz ilan edilmiştir.
Papa VI. Paulus tarafından 1964’te Avrupa’nın koruyucu azizi ilan edilmiştir.

“Ey oğul, sürekli kalbini dinle ve ustanın öğütlerine dikkatle kulak ver. İstekli bir zihinle anla ve kutsal babanın öğüdünü etkin şekilde yerine getir; böylece itaatsizliğin getirdiği tembellikle uzaklaştığın Rab’be, itaatin getirdiği emekle geri dönebilirsin. Bu amaçla şimdi seni teşvik ediyorum: Her kim olursan ol, kendi iradenden vazgeçerek parlak ve zafer kazanan itaat silahlarını kuşanarak, gerçek kral olan Rab Mesih’in hizmetine girersin.” – Aziz Benediktus’un Kuralları kitabının ön sözünden
Üzerine düşünelim:
Aziz Benediktus, İtalya’nın merkezinde, Roma’nın yaklaşık 160 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Nursia’da Romalı soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası, Batı Roma İmparatorluğu’nun bir valisiydi. Bu imparatorluk, Benediktus doğmadan on yıl önce Cermenler tarafından yıkılmıştı. Benediktus’un Skolastika adında ikiz bir kız kardeşi vardı; daha sonrasında o da azize ilan edilmiştir. Benediktus genç yaşta Roma’ya eğitim almak için gönderildi, ancak kısa sürede özellikle sınıf arkadaşları arasında yaygın olan ahlaksızlık ve düzensizlik onu hayal kırıklığına uğrattı. Yirmi yaşında, ruhsal huzuru bulmak ve birçok akranının düştüğü tuzaklardan kaçınmak amacıyla Roma’ya altmış kilometre uzaklıktaki Affile kasabasına taşındı. Kendisine annesi gibi bakan dadısı ile birlikte oradaki Aziz Petrus Kilisesi’nde erdemli birkaç erkekle yaşadı. Bir gün dadısı orada buğday elemek için kullanılan bir kabı yanlışlıkla kırdı ve çok üzüldü. Bu olaya tanık olan Benediktus mucizevi bir şekilde kabı onardı ve dadısına geri verdi. Bu mucize haberi hızla yayıldı ve Benediktus kasaba halkı arasında konuşulmaya başladı.
Ancak Benediktus insanların övgüsüne değil, sadece kutsallığa ilgi duyuyordu. Dadısını geride bırakarak Subiaco kasabasına daha yakın bir yerdeki bir mağaraya yerleşti. Orada, Romanus adında dindar bir keşişle tanıştı ve onun manevi rehberliğinde üç yıl boyunca bu mağarada münzevi bir yaşam sürdü. Romanus ona yiyecek getirir, sık sık ziyaret ederdi. Bu yalnızlık döneminde Benediktus, özellikle erkekler arasında yaygın olan şu üç günahın kökünü hayatından kazımak için dua içinde çaba gösterdi: “öz-olumlama ile kendini merkeze koyma arzusu, şehvet tutkusu ve öfke ile intikam arzusu” (Papa XVI. Benediktus, 9 Nisan 2008, Genel İzleyici Konuşması).
Bu ayartıları yendikten sonra, Benediktus yerel bir keşiş grubu tarafından başkeşişleri olması için davet edildi. Benediktus gönülsüz bir şekilde kabul etti çünkü onun dinî yaşam modelinin diğerlerininkiyle keskin bir şekilde çeliştiğinin farkındaydı. Kısa süre içinde keşişler o kadar rahatsız oldular ki, sözlü geleneğe göre, onu zehirlemeye çalıştılar. Ancak Benediktus içinre zehir konulmuş şarap bardağını kutsadığı anda bardak kırıldı ve planları açığa çıktı. Bunun ardından Benediktus oradan ayrıldı ve tekrar mağarasına çekildi.

Subiaco Manastır
Takip eden yıllarda Subiaco bölgesinde küçük manastırlar kurdu. Birçokları ona hayranlık besliyor, radikal yaşam stiline ilgi duyuyorlardı. Bazılarıysa onu kıskanıyor, öldürmek için fırsat kolluyorlardı. Onun aracılığıyla birçok mucize gerçekleştiği anlatılır: bir keşişi diriltmek, bir çocuğu iyileştirmek, geleceği önceden görmek, yiyecek ve şarabı çoğaltmak, cin çıkarmak ve su üzerinde yürümek gibi.
Bölgede on iki küçük manastır kurduktan sonra Benediktus yeni bir başlangıç için zamanın geldiğini hissetti. Bölgenin rahiplerinden biri onu zehirlemeye çalıştı ve zulmünden asla vazgeçmedi. Bir keresinde Benediktus’un manastırlarından birine onu ve diğer keşişleri ayartmak için çıplak bir kadın bile gönderdi. Bütün bunların üzerine bazı keşişler onun hayat biçimini zorlayıcı buluyorlardı ve yerel halk Benediktus’un Tanrı’ya olan bağlılığından çok mucizeleriyle ilgiliydiler. Bu nedenle bulunduğu yerin yaklaşık yüz kilometre güneydoğusunda kalan Monte Cassino Dağı’nın zirvesine yerleşti. Burada elli yaşındayken en meşhur manastırını kurdu.
Monte Cassino’ya vardığı gibi Benediktus Roma tanrısı Apollo için inşa edilmiş bir tapınak buldu. Tapınağı yıkarak yerine iki şapel inşa etti ve sonrasında yakınına da bir manastır inşa etti. O zamana kadar manastır hayatı daha çok münzevilerin gevşek topluluklar halinde yaşamasına dayanıyordu. Bu sistemin Subiaco’da başarısız olduğunu gören Benediktus yeni bir yaklaşım geliştirdi. Küçük birkaç manastır yerine bir sürü münzevinin yaşayabileceği büyük tek bir manastır inşa etti. Burada yazdığı ve daha sonra “Aziz Benediktus’un Kuralları” olarak bilinen yönetmelik, Monte Cassino manastırında kullanıldı ve sonraki 1.500 yıl boyunca Batı manastır yaşamının temel metni haline geldi. Bu şekilde Aziz Benediktus böylece genelde “Batılı Manastır Yaşamının Babası” olarak anılır.
Bu yönetmelik, manastırda ruhani ve idari konulara dair yetmiş üç kısa bölümden oluşur. Münzevi yaşam için yönergeler sunar; özellikle hayatın dini yola sokulması, itaat, dua, çalışma, topluluk hayatı, misafirperverlik ve alçakgönüllülük konularında istikrar sağlama amacı güder. Aşırı çilecilik yerine dua, iş ve ders arasında ölçülü, istikrarlı ve kutsallığa yönelten bir toplu yaşam tarzı sunar.
Benediktus Monte Cassino’da topluluğunu inşa ederken kız kardeşi Skolastika da bir kadınlar manastırı kurulmasına yardımcı oluyordu. Büyük olasılıkla Benediktus ona da rehberlik etti ve kendi yönetmeliği, kadın keşişlerin yaşamında da etkili oldu. İki kardeş ölüm onları ayırana kadar birbirlerine çok yakın kaldılar. Bir görümünde kız kardeşinin cennete alındığını gören Benediktus Scholastica’nın ölümünü önceden peygamberlik yoluyla bildirmiş oldu. Onun cesedini Monte Cassino’ya getirerek buraya gömdü. Bu mezara daha sonrasında kendisi de gömülecekti. Bugün hâlâ aynı mezarda yan yana yatmaktadırlar.
Benediktus Monte Cassino’da hayatının sonuna kadar on seneden daha az bir süre geçirmiş olsa da Avrupa’daki manastırlar üzerindeki etkisi yeni başlıyordu. Aziz Benediktus’un Kuralları’nı uygulayan manastırlar eğitim, tıp, kültür ve sosyal gelişimin merkezleri haline geldi. Üniversiteler bu manastırlardan doğdu. Antik metinleri korudular, toplulukları istikrara kavuşturdular, soyluları etkilediler ve insanları Mesih’e yönlendirdiler. Bu manastırlardaki ibadetler giderek serpilip tüm Kilise üzerinde büyük etkiler bıraktı. Bu nedenlerle, Aziz Benediktus hem monastisizmin babası hem de modern Avrupa’nın babası olarak anılır. Bu nedenle, Papa VI. Paulus onu 1964 yılında Avrupa’nın koruyucu azizi ilan etti.

Monte Cassino Manastır
Kilise ve dünya tarihindeki bu önemli figürün hayatını anarken, onun sade başlangıçları üzerine düşünelim. O çağının günahlarına tanık oldu ve kutsallık dolu bir yaşam için onlardan uzaklaştı. O dönemde, Avrupa’yı ve dünyayı etkileyecek kadar büyük bir iz bırakacağını hayal etmek onun için muhtemelen zor olurdu. Aynı şekilde, Tanrı hepimizi günahtan kaçmaya ve kutsal bir hayat benimsemeye çağırıyor. Bu gerçekleştiğinde Tanrı sizin aracılığınızla hiç tahmin edemeyeceğiniz şekilde müthiş işler yapabilir. Aziz Benediktus’un örneğini izleyelim: kutsal bir günlük yaşama kendini ada ve Tanrı’nın seni istediği gibi kullanması için kendini ona bırak.

Dua edelim:
Aziz Benediktus, sen genç yaşta Roma’daki ahlaki yozlaşmayı gördün ve Tanrı’nın isteğini aramak için çöl gibi bir yalnızlığa çekildin. Tanrı’nın isteğine dua dolu itaatin sayesinde sayısız iyi meyve toplandı. Lütfen benim için dua et, Tanrı’nın isteğini hayatımda daima arayayım, karşılaştığım birçok ayartıyı geride bırakayım ki Tanrı beni yalnızca kendisinin bildiği yollarla kullanabilsin. Aziz Benediktus, benim için dua et. İsa, sana güveniyorum. Amin.

Kaynaklar: Saint Benedict, Abbot – My Catholic Life!