Pharisees and the Herodians conspiring against Jesus, by James Tissot.

Dedikodu ve Hristiyanların Dillerine Hakim Olma Görevi

Hristiyan geleneği, dedikoduyu masum bir sohbet alışkanlığından çok daha fazlası olarak değerlendirir. Dedikodu; başkalarının onuruna zarar veren, topluluk içindeki güveni yok eden ve kişinin Tanrı ile olan ilişkisini zayıflatan ahlaki ve ruhsal bir kusurdur. Peder Chad Ripperger; Aziz Aquinolu Thomas’ın öğretilerine dayanarak, bir başka kişi hakkında konuşmanın yalnızca üç temel şart yerine getirildiğinde ahlaken caiz olduğunu açıklar: Bu konuşma adil, şefkatli ve gerekli olmalıdır. Aynı şekilde, bir başkasını -ister içsel ister dışsal olarak- yargılamak, yalnızca kişi meşru bir yetkiye sahip olduğunda, adalete uygun hareket ettiğinde ve o kişinin içsel hayatına dair hakiki bir bilgiye sahip olduğunda uygundur. Bu şartlar nadiren karşılandığı için Hristiyanlardan büyük bir ihtiyat göstermeleri, tutumlu konuşmaları ve şüpheye düştükleri her an sessizliği seçmeleri istenir.

Dedikodu genellikle düzensiz bir merakla, yani kişinin üzerine vazife olmayanı bilme arzusuyla başlar. Başka birinin özel hayatına duyulan bu sağlıksız ilgi, yavaş yavaş sevgiye aykırı daha ciddi günahlara yol açabilir. Gıybet, haklı bir neden olmaksızın bir başkasının gerçek kusurlarını ortaya döker ve böylece onun itibarına zarar verir. Fitne, doğru bilgiler kullanarak ilişkileri bozar ve ayrılık yaratır. İftira, başkasının adını karalamak için yalanlar yayar. Hakaret bir kişiyi doğrudan aşağılar veya küçük düşürür. Bu eylemler genellikle kişisel yaralardan, kırgınlıktan, kıskançlıktan veya intikam arzusundan kaynaklansa da kendi acılarımız, sözlerimiz aracılığıyla başkalarına zarar vermeyi asla haklı çıkarmaz.

Katolik Kilisesi Kateşizmi, her insanın iyi bir itibara sahip olma hakkı olduğunu vurgulayarak bu ahlaki öğretiyi teyit eder; peşin hükmü, gıybeti ve iftirayı, adalete ve sevgiye karşı işlenmiş birer suç olarak kınar. Kilise aynı zamanda bir başkası hakkında yapılan her konuşmanın günah olmadığını da kabul eder. Meşru tartışmalar; doğruluk, ihtiyatlılık, merhamet ve -kınamaktan ziyade- içten bir yardım etme arzusu ile ayırt edilir. Söz konusu kişinin iyiliği gözetilir ve kusurların gereksiz yere ifşa edilmesinden kaçınılır.

Her günah söz, günah bir düşünceden doğar. Dolayısıyla dedikoduya karşı mücadele, kalpte başlar. Bu nedenle Hristiyanlar; hayırseverliğe sığmayan düşünceleri daha söze dökülmeden, ortaya çıktıkları anda reddederek zihinlerini korumaya teşvik edilirler. Ayrıca, fazla konuşmanın kolayca günaha yol açtığını öğreten Aziz Benedikt’in bilgeliğini takip ederek dillerini korumaya da çağrılırlar. Sessizlik, yalnızca kelimelerin yokluğu değil; sevgiyi koruyan ve alçak gönüllülüğü besleyen bir öz denetimdir. Bir diğer önemli çare ise özellikle sevmekte zorlandığımız kişilerde kasıtlı olarak iyi şeyler aramaktır. Kusurlardan ziyade erdemlere odaklanarak kalpler yumuşar, kırgınlık azalır ve ilişkilerimiz Mesih’e daha uygun hale gelir.

Dua, dedikoduya karşı en kökten çare olarak sunulur. İnananlar olarak kırgınlık, kıskançlık veya affetmezliğin sözlerimizi şekillendirmesine izin vermek yerine, bu yaraları Tanrı’ya teslim etmeye ve bizi incitenler için dua etmeye çağrılırız. Dua kalbi dönüştürür, gerçekten  sevmeye yeterli kılar ve incitme arzusunun yerine iyileştirme arzusunu koyar.

Hristiyanların sorumluluğu sadece dedikodudan kaçınmak ile sınırlı değildir. Başkaları dedikodu yapmaya başladığında pasif sessizlik her zaman yeterli olmayabilir. Bir kişinin arkasından konuşmak yerine Mesih’in Matta 18’de yer alan öğretisini takip ederek bir başkasının davranışına ilişkin endişelerimizi ilk olarak doğrudan ve özel bir şekilde kendisine iletmeliyiz. Eğer konuşma sırasında dedikodu ortaya çıkarsa Hristiyanlar orada bulunmayan kişiyi savunarak, konuyu değiştirerek veya hoşgörünün gerekliliğini nazikçe hatırlatarak cesaretle yanıt vermeye çağrılırlar. Bu tür müdahaleler rağbet görmese de Mesih’e sadakat, insanların onayından daha önemlidir.

Nihayetinde, Hristiyanlığın sohbet anlayışı İsa’nın şu sözlerine dayanır: “Ağız, yürekten taşanı söyler.” (Luka 6:45). Sözlerimiz kalbimizin durumunu açığa çıkarır. Dedikodu, Mesih’in bizi sevdiği gibi birbirimizi sevmemiz yönündeki buyruğuyla çelişir çünkü Tanrı’nın suretinde yaratılanların onurunu zedeler. Hristiyanlar; sessizliği, doğruluğu, merhameti ve duayı besleyerek sözlerinin ayrılık yerine bir şifa aracı olmasına izin verirler. Bunu yaparak başkalarının itibarını korur, Kilise’nin birliğini güçlendirir ve Tanrı’nın merhamet dolu sevgisinin dönüştürücü gücüne tanıklık ederler.

 

kaynak: https://www.thecatholictelegraph.com/the-vice-of-gossip/101170

             https://catholicexchange.com/prevent-gossip-think-speaking/ :