9 Ağustos 1942’de Yahûdi mahkûmları taşıyan bir tren Auschwitz’e vardı. Yolcular arasında, dünyaca Edith Stein olarak tanınan bir Yalınayak Karmelit rahibesi vardı: Haçlı Tereza Benedikta. Gaz odasına doğru götürülürkenki duruşu, ömür boyu süren köklü bir sevginin ürünüydü. Böylece yaptığı son şey, halkıyla dayanışma içinde kendisini Mesih’in çarmıhına teslim etmek oldu.
Anlatacağımız hikâye; ateist bir filozofun Katolik bir azizeye dönüşümünün ve entelektüel başarılardan Holokost’un dehşetine giden bir yolculuğun hikâyesidir. Bu yolculuk; kötülük karşısında gerçeğin, cesaretin ve ilahî merhametin gücünü gözler önüne serer.

1. Bölüm (1891–1921): Arayan – Breslau’dan Ateizme

1891 yılında Breslau’da (bugünkü Wrocław, Polonya) dindar bir Yahûdi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Edith Stein, erken gelişim gösteren bir çocuktu. 14 yaşına geldiğinde inancını kaybetti. Daha sonraları bunun hakkında “Bilinçli bir şekilde dua etmeyi bıraktım” diye yazmıştır.
Üstün zekâsı onu fenomenolojinin kurucusu Edmund Husserl’in öğrencisi olmaya yönlendirdi. Kısa sürede onun en parlak öğrencilerinden biri oldu. Ancak akademik başarılarına rağmen önce kadın olduğu için, ardından Yahûdi olduğu için kendisine profesörlük hakkı tanınmadı.

.

Dönüm Noktası

1918’de, savaşta ölen bir askerin dul eşini teselli ederken, Stein beklenmedik bir şeyle karşılaştı: “üzüntüyü huzura çeviren bir güç” Bu, onun Çarmıh gizemiyle ilk temasıydı ve bu gizem bir gün tüm hayatını tanımlayacaktı.
1921’de, Avilalı Azize Tereza’nın otobiyografisini buldu ve bir gecede okuyup bitirdi. Şafakta kararını vermişti: “İşte gerçek bu.”

2. Bölüm (1922–1933): Yeni İmanlı: Vaftiz ve Karmelit Çağrısı

Edith Stein 1 Ocak 1922’de -İsa’nın Sünneti Bayramı’nda- vaftiz oldu. Bu bayram, İsa’nın Yahûdi kökenini ve halkıyla olan dayanışmasını ayinsel olarak hatırlatır. Stein, Karmelit yaşamına yönelik derin ve acil bir çağrı hissetse de rûhânî rehberi Speyerli Peder Schwind, onu manastıra girişini ertelemeye teşvik etti. Stein onun sözünü dinleyerek kendini eğitime ve akademik çalışmalara adadı. Almanya’nın en eski Dominiken okulu olan Mecdelli Azize Meryem Okulunda ders verdi. Kadınların entelektüel ve rûhânî gelişiminin savunuculuğunu üstlenerek Avrupa genelinde konferanslar verdi.

Felsefe İnançla Buluşuyor

Stein, fenomenolojinin sezgilerini Tomistik metafizik anlayışıyla harmanlamaya çalıştı. Bu çabanın meyvesi, onun felsefî başyapıtı olan Sonlu ve Ebedi Varlık (Finite and Eternal Being) adlı eseriydi. Ancak 1933’te Hitler’in iktidara gelişiyle birlikte, Yahûdi kökenli bir Katolik olması nedeniyle bir Nazi hedefi hâline geldi.

3. Bölüm (1934–1942): Şehit: Karmel’e Kaçış

Stein, 1934’te Köln’deki Karmelit manastırına girerek Haçlı Teresa Benedikta adını aldı. Ancak Yahûdilere yönelik baskılar arttığı için, 1938’de Hollanda’daki Echt şehrinde bulunan bir manastıra nakledildi. Burada, Haçlı Aziz Yuhanna’nın öğretilerine dâir Haç İlmi adlı derinlikli yapıtı üzerinde çalışmaya başladı. Ancak bu eser, Gestapo’nun gelişiyle yarım kaldı.

Tutuklanış

26 Temmuz 1942’de Hollanda’daki Katolik episkoposlar, ülkelerinde Yahûdilere gösterilen kötü muameleye cesurca îtiraz ettiler. Utrecht Başepiskoposu, ülkedeki her kilisenin kürsüsünden Nazilerin Yahûdi politikalarının alenen kınanması tâlîmatını verdi. Naziler bunun üzerine misilleme yaparak Katolikliğe geçmiş tüm Yahûdilerin tutuklanmasını emretti.
2 Ağustos 1942 Pazar günü Gestapo, Edith ve manastıra sığınmış olan kız kardeşini almaya geldi. Karmaşa ve endişe arasında Edith sakin bir şekilde şöyle dedi: “Gel Rosa, halkımız için gidiyoruz.”
Kız kardeşler kısa bir süre için Hollanda’daki bir kampta tutuldular. Sonra bir hayvan vagonuna konularak Auschwitz’e gönderildiler. Edith’in eski bir öğrencisi, trenin Almanya’daki kısa bir molası sırasında onunla karşılaştığını bildirmiştir. Edith, ondan Echt’teki başrâhibeye bir mesaj iletmesini istemiştir: “Doğu’ya gidiyoruz.” Bu cümle hem düz hem de rûhânî anlamdaydı. Hiç şüphesiz coğrâfî istikâmetlerini bildirmek istemişti. Ancak “Doğu” aynı zamanda, cennet ve sonsuz yaşam için mistik bir tâbirdir.

Edith Auschwitz’e varır varmaz, doğrudan infaz için seçildi. Gardiyanlar onu derme çatma bir kışlaya getirdiler ve soyunmaya zorladılar. Ardından gaz odasına alındı ve orada zehirlenerek öldürüldü. Bedeni bir çukura atıldı, yakıldı ve külleri rüzgâra savruldu.


Antik Çağ filozofları cesareti, dış tehditlere rağmen iyilik yapabilmeyi sağlayan erdem olarak tanımlarlar. Ancak Edith Stein gibi bir şehitte gördüğümüz; sıradan bir cesaret değil, sevgiyle yüceltilmiş ve başkalaşmış bir cesarettir. Mesih’e ve onun halkına duyduğu sevgi uğruna hayatını vermeye gönüllülüktür.

Edith Stein; ölüme doğru bilinçli bir şekilde yürürken çevresine huzur saçan tavrı, dinginliği ve başkalarının ihtiyaçlarına duyarlılığıyla öne çıktı.
Bu azizenin sırrı duaydı. O ki “tefekkür dolu bir yaşamın huzurunda gerçeği bulduktan sonra bile Çarmıh gizemini sonuna kadar yaşayacaktı.”

1987’de tâziz edildi, 1998’de ise aziz ilan edildi. Papa II. Jean Paul, onu “Yahûdilik ile Hristiyanlık arasında bir köprü” olarak takdir etti. Ondan geriye kalan emânetler, bugün Köln’deki Azize Maria vom Frieden Manastırı’nda korunmaktadır. Yazılı eserleri ise filozoflara ve ilâhiyatçılara ilham vermeye devam etmektedir.

Zamanımızın Azizesi

Derin kutuplaşmaların ve ruhsal arayışların yaşandığı bir çağda, Edith Stein bize parlak bir örnek sunar:
Entelektüel dürüstlük, cesur dayanışma ve dönüştüren bir sevgi.

Şöyle yazmıştır: “Çarmıh ilmi, acı çekerek öğrenilir.”