
Azize Helena’nın eylemlerini temsil eden ruhsal zenginlik; maddi servet ve prestijden daha ağır basmıştır. Hatta ergin olarak vaftiz olmadan önce bile bu durum süregelmiştir. Alçakgönüllülük, cömertlik ve komşularına adanmışlık, hayatı hakkında elimizdeki az bilgilerden bile ortaya çıkar.
Mütevazi kökenler, evlilik ve Constantine’in doğumu
Helena muhtemelen MS üçüncü yüzyılın ortalarında Küçük Asya’da, Drepanum adlı bir kasabada doğmuştur. Daha sonra, oğlu imparator olduktan sonra, bu kasabanın adı onun onuruna Helenopolis olarak değiştirilmiştir. Anselmus’a göre, genç bir kadınken ahır işçisi olarak çalışmıştır. Helena’nın alçakgönüllülüğü ve erdemi, genç bir Roma görevlisi olan Constantius Chlorus’un dikkatini çeker; sosyal statüleri arasındaki farklılığa rağmen, o onu karısı olarak alır.
Helena, Constantius ile birlikte Balkanlara gider ve MS 270 yılı sonrasında, tek çocuğu Constantine’i doğurur
Boşanma ve görünmezlik
Constantius Roma ordusunda yükselmeye devam eder ve sonunda Tetrarşi sistemi altında, Diocletianus ve Maximianus ile birlikte “Caesar” unvanını elde eder. O dönemde siyasi sebeplerle Helena’yı reddetmek (boşamak) ve Maximianus’un kızıyla evlenmek zorunda kalır. Helena ise ailesinden ve özveriyle büyüttüğü oğlundan uzak, fakat umudunu hiç kaybetmeden yaşamaya devam eder.
Oğlu Diocletianus yönetiminde sarayda yükselirken, Helena gölgede kalır.
“Augusta”, imparatorun annesi; fakirlerin mütevazı koruyucusu
Constantius Chlorus MS 305’te Augustus (baş imparator) olur. Constantine ise Britanya’da Pict’lara karşı eylemlere katılır. Babası York’ta aniden ölünce, askerleri tarafından imparator ilan edilir. Yeni imparatorun ilk işlerinden biri, Helena’yı geri çağırmak ve ona “Augusta” onur ünvanı vermek olur.
Helena, oğlunun tahta çıkmasından kısa bir süre sonra Hristiyanlığa geçer. Yeni inanışı, doğuştan gelen erdemlerini daha da açığa çıkarır; fakirlere bağışta bulunur, onları destekler; tutsakları, madenlere gönderilenleri veya sürgüne yollananları özgürleştirir. Muhtemelen inanışı, MS 313’te Hristiyanların özgürce ibadet etmelerine izin veren Milano Fermanı’nın çıkarılmasına ilham olur.
Kutlamalar sırasında, Helena’nın sade giysiler giydiği ve kalabalığa katıldığı, yoksullara el emeğiyle yiyecek dağıttığı söylenir.
Gerçek Haç’ın keşfi
Constantine’in saltanatı her zaman mutluluk getirmemiştir. MS 326’da oğlu Crispus’un ölümünü ve kısa süre sonra ikinci eşi Fausta’nın ölümünü emretmiştir. Bu aile trajedileri karşısında Helena imanını korur, ve 326 yılında Kutsal Topraklara bir hac yolculuğuna çıkar. Orada, Beytüllahim’de Doğuş Bazilikası’nı ve Zeytin Dağı’nda Yükseliş Bazilikası’nı inşa ettirir.
Oğlu, İsa’nın öldüğü ve dirildiği yerlere bazilikalar inşa etmesi için yönlendirilir. Helena, pagan tapınaklarını yıktırıp bu alanları temizlettikten sonra, Gerçek Haç’ın (True Cross) kalıntılarını bulmayı umarak inşaatı denetler. Haç’ın kimliği, bir ölü adamın bu ahşap üzerine yatırılmasıyla mucizevi şekilde dirilmesiyle doğrulanır. Constantin, Haç’tan alınan üç çiviyi annesine verir.
Bu üç çividen biri, Tanrı’ya tabi olmayan hiçbir yönetim olmadığını hatırlatması için “Demir Taç” içine gömülür; şu anda bu taç İtalya’nın Monza Katedrali’nde bulunmaktadır. Haç’ın diğer kıymetli parçaları, bugün Roma’daki “Santa Croce in Gerusalemme” (Kutsal Haç’ın Bazilikası) kilisesinde muhafaza edilmektedir.
Ölümü ve hatırası
Helena MS 329 yılında bilinmeyen bir yerde ölür. Constantin, cesedini Roma’ya getirir; Via Labicana üzerindeki adına yapılmış bir mozoleye gömülür. Porfir taşından yapılan lahiti, 11. yüzyılda Lateran’a taşınır ve şu anda Vatikan Müzeleri’nde görülebilir.
Azize Helena’ya olan bağlılık Doğu’da ve Batı’da yayılmıştır; Doğu Kilisesi’nde 21 Mayıs’ta, Batı’da ise 18 Ağustos’ta anılır. İkonografide Haç ile ilişkilendirilir. Aziz Andreas, Veronika ve Longinus ile birlikte, Aziz Petrus’un büyük kubbesini destekleyen payandalardan birine resmedilmiştir.